Başlamıştım

Sabah kötü hissediyordum, olumsuz sonuçlanan görüşmeden sonra iyice kötü hissetmeye başlamıştım. Öğlen vakti gözüme çarpan üç ayrı eğitim ilanı da birey değil grup ile alakalıydı, haftasonu da her haftasonu görüştüğüm danışanım aramamış ve görüşme yapılmamıştı. Her yere çiselerken üstüme yağmur yağması idi bu. Haa, öte taraftan sevdicekten de haber yok. Bugün onun için de önemli bir gündü :\

Ruh halim böyle berbat ve toplu tecavüze uğramış polyanna gibiyken seni aradım sevgili DZT.

Bak valla iyi ettin beni!

Efferin len :D

Bir soru ve bir cevap 1

Bir soru ve cevap. Değişik bir soru:

1- Öyle birşey yapalım ki dünyada ne insan, ne hayvan ne de bir bitki kalsın. Hepsi ölsün. Hem karada, hem denizde hiçbir şey kalmasın, nasıl olur bu iş? (Bomba olur, gazlar olur, zehir olur.)

2- Zombili film senaryolarının gerçekleşme ihtimali var mı? Yani insanları psikopata çevirebilecek bir virüs var mı ve salgın haline gelebilir mi?


Dedim ki,

1-Eğer özel bir virüs üretmezsen en temiz yolu tek bir nükleer silahın kullanılması. Tek diyorum dikkat. Neden? Şu anki doktrin diyor ki mad (mutually assured destruction)olcak. Ve herkes birbirini karşılıklı olarak dümdüz ettiği için kimsenin korkacak bir şeyi olmayacak. Sadece ABD ve Rusyada 2000 - 2500er tane olduğu düşünülürse, dünya bildiğin cehenneme döner. Atmosfer oluşan toz kir atık bulutlarıyla kaplanıp güneş bloke olur. Bu da bitkilerin ölümüne yol açar. Bitkiler ölürse hem oksijen çevrimi epey zora girer, hem de otçul hayvanlar ölür. E onlar ölürse sıra yırtıcılara gelir. Onlar da tükenirse artık kimi yeriz sen tahmın et :) (ilk önce gözlüklüler ve şişmanlar, sonra aptal sarışınlar, ardından siyahlar, sonra asyalılar falan)

2-Bence öyle bir ihtimal yok. Felaketimiz onlar değil yine biz olacağız.

PS: Domuz Körfezi Krizi hakkında azıcık okuyun ve dünyanın nasıl tam yukarıdaki sınırdan döndüğünü görün. Az daha 60'lı yıllarda dükkanı kapatıyormuşuz :)
PS2: 2002 istatistiğine göre dünyada toplam 20150 nükleer başlık / silah varmış.

Bilemem

Bilmiyorum.

Bazen, ne yaparsan yap olmuyor bazen. Yine bir bazenlikte, ne yaparsam yapayım olmamazlıktayım. Ne yapayım? Kim ne yapsın?
Eski adam bırakırdı. Fazla çabalamayı sevmez, eeh der keser atardı. Ama bu adam uğraşmayı seviyor. Uğraşıyor da. Bazen ama. Ne yaparsa yapsın, olmuyor bazen.

Ayrıca az öncesi itibariyle fark etti ki Kırkaltı grubu Bazen parçasında herkes diyormuş. Merkez değil. Ama ben onu Space Oddity selamı ihtimaliyle sevmiştim?!

Ühü

:\




Jül Vern

Bugün bak nooldu? Üstümden bir yük kalktı. Umarım ki hayırlı olacak bu. Jül Vern hikayelerindeki gibi balon yükselirken ağırlık atmak gibi ;)

Aslında her şey daha iyi olabilirdi. Böyle aceleyle çok şeyi bir araya sıkıştırmaya çalışmasam. Fakat yarın bir iki telefon sonucu bir başka dönemece gireceğim.

Gerçi dön dön nereye kadar dön?

Mezara kadar?

Sanırım

:\ 

Değişen zamanlar ve Karanlık Yolcu-luk

Taa yılların Papandreu kişisi düştü. Meşhur Berluskoni de yakın. Sarkozi ile ilgili bir tıngırtı olmasa da, ona da bi güzellik düşünülür. Ayrıca Obama hakkında da en baştaki umutlar ve iyimser hava döndü bir kabusa. Ha, Bush kadar ağız açık bırakan kararlar almasa da, yine de görünen (misal Wall Streen İşgali ile başlayan süreç) o ki bir sonraki seçimler (ki onlar da uzak değil sanırım) sonrasında tekrar sert bir başkan görebiliriz.

Hmm bunları neden söyledim?

Sanırım hayatıma bakmadığım için bu aralar. Ha ama nedir, mesela sevdicekle güzel zaman geçirdik geçende. Bana hoş bir süpriz yaptı :) E o zaman iyi mi hayatım? Sanırım hayır yine de. Neden? Sevmediğim bir yanım tekrar yüzeye çıkmaya başladı. Ve içten içe mücadele ediyorum o tarafla.

Hayır bu taraf bir karanlık yolcu değil (fiyu fiyu füyuu) ama olsun, var olmasını istemediğim bir yönüm. Ah ah Rusya dönüşü her şey ne güzeldi halbuki. Bir yanda yepyeni bir şey yapmanın verdiği heves, diğer yanda da kortizonun kattığı enerjiyle sanki dünya benimdi, adeta her şeye muktedirdim.

Bakalım artık. Savaş ne kadar devam edecek?!

Kardeşe İmrenmek

Bazen kardeşime imreniyorum.

Neden? 3 yaşından beri bir hedefi var ve yaşı geldi 19'a, hala aynı hedef. Daha yeni yürümeye başlamışken biliyordu ileride ne olmak istediğini. Ve oldu da. Daha doğrusu o bıcı bıcı bebek halinde istediği şeyin okulunu okumakta şu an.

Bir de bana bakıyoruz. Ortaokulda sık sık değişen "ilerde olmak istediğim şey"le beraber lisede de durum pek değişmedi. Hatta öss tercihimi yaparken bile şu anda olduğum şey - yaptığım meslek tek tercihim değildi. Neden? "Esneklik" olayını yücelttim hep.

Bugün ama yakaladım kendimi. Nasıl? Düşüncelere derinden dalmış, hangi eğitimi bıraksın, hiç başlamasın veya sonraya atsın kararsız ve diğer yandan da şu gelecek kpss atamalarıyla İstanbul dışında zaman geçirip asaletini almayı düşünen halde. Biri hepsini engelleyecek haliyle.

Tamam esneklik güzel. Ama şu yaşımda o ufak adımları atarken böyle düşünür olmak değil. Sanırım şu an için yapabileceğim en iyi şey biraz daha ana gömülmek ve uzun vadeli planları bırakmak. Ha ben de ilerimi az çok görmek ve şekillendirmek isterdim. Ama koşullar olanak tanımıyor galiba. Ben napiym :\

Sanırım şu yukardaki çözümsüz halde yapılacak en iyi şey 21 Kasım atamalarını bi beklemek. Ondan sonra düşünmeye başlamak.

Uzun vadeli planlar bana göre değil.

Her şey biter (mi?)


Bugün bayram tatilinin son günü. Bitecek güzel tatil.

Vee ucuna yıllık iznimden 2 günü dayadığım haftasonum başlayacak :D Hey tamam  tamam vurmayın! Ama anlamadım, resmen tatil şımarığı halinde geldim. Tembel bir adam oldum.

---

Bu araa neyi fark ettim. Sanki bu kurban bayramında televizyonlarda klasik manzaraları fazla görmüyoruz. Sizce neden?

 a. Halkımız birazcık bilinçlendi ve belediyelerin onlara sağladığı tesislerde işini görmeye başladı

b. Başbakan geçen ay ona muhalif durmayan tüm medya kurumlarının başkan - müdürlerini toplayıp bir toplantı yapmıştı; orada kulaklar çekildi ve aba altından sopa gösterildi.

Eli sopalı baş kişimiz pek mahir bu konuda :)

Hülyalar

Sanırsam ki memur olmak KPSS ile uğraşmak vs bana göre değil. Evet evet. Ha olur da İstanbul içinde bir pozisyon bulurum? Amenna. En nihayetinde bizlerin çalışabileceği en kıyak yerler olan hastanelerde işler genelde yoğun olur. Şu an ara ara yaşadığım bankamatik memurluğunu yaşamam hiç değilse. Hem daha yaşım kaç başım kaç? Öyle vaziyet hiç yakışır mı benim gibi genç fidana? *

Ayrıca nedir, memur olmak deyince aklıma neler geliyor; kahverengi, kel kafa, koyu bordo, bıyık, ter kokusu, ağız kokusu, deri kaplama, yağlı kel kafa, göbek, kirli gömlek, altın kaplama kalem, demsiz çay, odacı, şener şen ve daha bilimum. Böylesi nahoşken çağrışımı, kendisi kalsın lütfen


Herneyse, öyle işte :) 


PS: İleride beni yukarıda saydığım çağrışımlardan biri gibi de görürseniz şaşırmayın. Bak valla. Hayır bilirim ben kendimi. Ondan :)




* Yazar burada gençlik hülyasına kapılmış

Mazlum Kahraman


Bunun üstünden biraz zaman geçti. Mazlum kahraman Nihat D. İle Kıbrıs kaçağı uçkursever İzzet Yıldızhan nerelerdeler ne yapıyorlar şimdi? Tabii ki öylesine takılıyorlar. Her şey mizansen. Kim inanır ki ND’nin içten bir şekilde o haykırışları yaptığına? Olan sanırım hikayedeki hayat kadınlarına oldu. Mu acaba? Ama onların da işi buydu.

İster misiniz birkaç zaman sonra İzzet’in veya ND’ın albümü çıksın ve bütün bu rezalet sadece bir reklam olsun? Neticede reklamın gerçekten de iyisi kötüsü olmaz. Amaç, akıllarda bir şekilde yer etmekse..yapılabileceklerin haddi hududu yok gerçekten :\

Herneyse. En iyisi davanın gidişatını beklemek. Eminim ki medya da her yeni gelişmeye atlar zaten. İzleriz / okuruz bol bol.

PS: Bugün bayram. Hepinizin bayramı mübarek olsun! :)

Bize Ne?


Adı N.Ç. imiş. Mardinliymiş. Zamanında 13 yaşındaymış. 26 tane erkek üstünden geçmiş. Şu anda 20 yaşındaymış. E bunları bilmek zorunda mıyız? EVET diyenlere sorayım: Neyin pahasına? Güya geride bıraktığı kabusun geri dönmesine? Bu kızın kaç yıl önce yaşadığı korkunç tecrübeyi tekrar saniye saniye hatırlamasına? Hafızalardan silinmiş olayın gözlere sokulup kızın yediği etiketin tazelenmesine?

Hayır, hiçbir boku bilmek zorunda değiliz. Hiç yoksa üstten bilelim, tamam. Fakat söyleyin bana şu günlerde basındaki bu haberler bu yorumlar vs ile, bir nevi röntgenci olmuyor muyuz?  Toplumsal röntgencidir adımız, ağlayan anneler izlemek en büyük zevkimiz.

Unutmuşum :\

Bülbül gibi Ötmek

İzzet Yıldızhan canlı yayında çırpınmış yazık, ailem var çocuğum var şerefim var haysiyetim var diye. Akabinde polis ifadesini verdiler ekrana. Adam bülbül gibi itiraf etmiş yediği tüm boku. Kahraman vatansever survivor bilmemnesi Nihan D. de ağlar gibi olmuş, geçerken uğradım demiş.

Hadi bir tanesi tamam. Herifler 4 kıza birden girişmiş arkadaş. Yok yaa, yok böyle bir azgınlık. En son Zeus vardı, uçan da kaçan da kurtulmazdı elinden. Aha bir de bu güya evli çocuklu haysiyet ve şerefli adam bozmasıyla survivor bilmemnesi.

http://magazin.haberturk.com/herkes-bunu-konusuyor/haber/684395-poliste-itiraf-ekranda-inkar diyorum size. Okuyun da detay alın ve erkekler uçkur uğruna ne kadar küçülüyor yakından; sıcağı sıcağına görün.

Birşeylere Basmak

Dün Psikodrama eğitimime başladım! Daha doğrusu "sürecime". En az 2.5 yıl sürecek. Fikir annem Betül'e (Dursun) teşekkür ederim hemen burada. Takvimi geçsin elime bir bakayım, başka birşeyler daha var ekleyeceğim eğitim baabında.

Ayrıca malum Van depremi. Oradaki tüm acıya ve sefalete şahidiz. Ama ayrıca görmek istemeiğimiz de bir şey vardı ki, yardım araçlarına yapılan yağma. Düşündürdü bizi, ne zaman böyle olduk? Yoksa hep mi böyleydik? Yoksa onlar bizden değil miydi? Yoksa biz de şehirli maskesiyle aslımızdan koptuk? Vee hatta onlar provakatör mü? (bu son soruyu Emniyet de sormuş galiba, araştırılmış o videodakiler. Bir güzellik gelecek sanırım. Recep (Satılmış) iyi bilir.

Yine o depremle alakalı; işte tartışmıştık (diskus) bu Van için Rock konseri vasıtasıyla yardım etmek iyi mi kötü mü? Ben bir taraf, doğuştan muhalif Mefer diğer taraftaydı. Kader kısmet neyse ne, Mefer kazandı. Biletler taa geçen gün tükendi. Ve yardım aşkıyla yanıp tutuşmayan ben gibiler açıkta kaldı gidemedi :)

Yardım aşkı demişken. O his o arzu içinde olsa insanın, konsere gitmeyi eğlenmeyi vs bekler mi? Yoo Meferin de dediği gibi hiç durmaz aha Kızılay, aha İHH aha tomarla dernek vakıf vs hepsi yardımıcı koordine ediyor. Onlara yardım eder.

Haklı :)

Eveet, bu da Pazar fon müziğimiz olsun. Kendimizi kandırmayalım.


Beterin beteri..

Sabah sabah akbili kaybetmiş olmamı fark etmem ve para verip İstanbulkart almam biraz keyfimi kaçırsa da Pollyanna her zaman kazanır! Ya ayfonumu kaybetseydim? Yada kimliğimi vs'mi? Valla da billa da daha kötü olurdu..


Ya hayatta da böyle değil mi her zaman? Her kötü şeyde daha beteri yok mu? Gaayet var. Sakın savunma kıvırma vs demeyin, harbiden var. Hiç olmadı, 4 yıllık özürlüler deneyimim bunu gösterdi defalarca.

O biri, birileri

Kesin kararlıyım, biri bizi yiyor. Sen nasıl bir devletsin ki 30 yıldır bitiremiyorsun bir sorunu. Üstüne, seni bitirmeye de itecek çok şey oldu geçmişte. E nerde şimdi? Bu sabah ölen ercikler sırf siz - her kimseniz - ebinizi daha derin doldurun diye mi öldü?

Hayır eğer öyleyse söyleyin bilelim. Deyin ki Güneydoğu bölgesindeki kaotik vaziyet bizim işimize yarıyor, istediğimiz gibi at koşturuyoruz ve salak mıyız, neden bitirelim? Her yıl en fazla birkaç yüz genç ölüyor zaten, trafikte bile daha çok gidiyorlar! Alt tarafı yılda yüz iki yüz kayıp!


Yer mi?

Bence yemez.

Ama milyonlar her türlü vaadi yer.

Afiyet olsun :\

Sakın bık bık etmeyin

Çektirin Gidin :\

Neler oluyor birader? Ya aslında boşverin, biliyoruz da. Yine de kızıyor insan. Çaresiz de kalıyor. Daha çok kızıyor o zaman.
http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/10/19/cukurcada.26.asker.sehit/633660.0/index.html
Çözüm ne? Ne yapılır da daha fazla genç adam pisi pisine ölmekten kurtulur? Nasıl yapılır da.

Geçmişim beni çağırıyor bu gece. Evet, nasıl başlasak?

Geçmişim beni çağırıyor bu gece. Evet, nasıl başlasak?

...Özellikle ortaokulla beraber, hep "şu çocuk" oldum ben. İlk zamanlar x ve y'den dolayı, okul biterken biraz düzelmiş ve lisede de kendine sağlam bir duvar örüp harcına etini katan bir gençtim. Duygusuz, gülümsemesiz, şakasız, insani duyguları gelişmemiş, merhametsiz, sessiz, sürekli siyah giyen ve frijit bir buz diyarı yaratıp oranın efendisi haline geldim. 

Ama izledim. Sürekli izledim; Tiksindim. İmrendim. Nefret ettim. Özlemini çektim. Aşık oldum. Nefret ettim..Derken öyle patentli bir model oldum işte. Tam sınırdaydım.

Yıl oldu 2002. Üniversite kazandım. Gittim. Gitmeyip ne yapacaktım? Başladım. İlk günler, yalnızlık, yabancılık. Ve öncekinden daha yüksek sert duvarlar. Fakat yemyeşil çimenler?! Kalp simsiyah olunca neye yarar. Cıvıl cıvıl gençler?! Bana dokunmasınlar. Her yerde bir özgürlük havası?! Duvarım yüksek olduktan sonra ne gam!

Derken bölümde bir yer edinmeye de çalıştım. Herkes öyle böyle farklıydı. Ben de olacaktım. Ve oldum da. Kalbimi kaptırdığım ilk kız için sayfalarca analiz yazdım, kendi kendime tartıştım. Ona? Hiç söylemedim. Çevresi hep kalabalıktı. Bana yer yoktu. Şu anda biriyle evli..Daha sonra bir başkasına da bir şeyler hissettim. Büyük yakınlık! Bir gece iyice yakınlaştık. Elini tutum. Dudağını öptüm..Üç gün sonra bana geldi. Dedi  erkeklerle yapamazmış! Üzüldüm. Bir hafta sonra kolunda başka biriyle gördüm. Daha da üzüldüm :\ Şu anda evliler. Daha sonra biri daha oldu, bir sevdim bir nefret ettim. İşte eski günlerin tekerrürü dedim. Ama günler gösterdi ki ona sevgim tam kitaplıktı. Onun da bana. Fakat uçlar vardı onda da bende de. Öyle yada böyle 4 yıl geçirdik beraber. Büyümemi sağladı. Zaten benden 4 yıl büyüktü. Ona saygım sonsuz. 

Tüm bu gelgitler arasında tanıdığım biri daha vardı. Bölümden genç bir hoca. Uzunca siyah saçları, gözünde gözlüğü, ekoseli gömleği, ara ara çaldığı kemanı ve hep kenarda durmasıyla etkilemişti beni. Ben de onu etkilemiş olmalıyım. Bölümde sen diyebildiği ve duyabildiği bir ikiden biriydim. Geri kalan her şey sizdi ona. Günler ve odaya ziyaretler evine taşındı. Tütsü yakmayı onun sayesinde öğrendim, o çok severdi. İlk votkamı ondan içtim. O New York'lu grubun plak kaydını ilk kez ondan dinledim. O andaki suratım hala aklımdadır. Cenneti görmüş bir çocuk gibiydim..O kadim nemrut duvar çatırdıyordu! Eşlik eden Kemal şarkısı ruhumu dolduruyordu. Mucizeler? O anda dolan gözlerim kadar gerçektiler..

Neil Gaiman'ın karakteri Shadow'un dediği gibi "Ölüler ölü kalmalı" Bu adam da bir sabah eşinin isteğiyle AŞTİ'ye hızlıca giderken çarpan bir minibüs sonucu hayatını kaybetti. Detayları ve fişini çekeni hatırlayan çok iyi hatırlar.. Xanaxlar sebil oldu dağıtıldı, koca koca hocaların gözler oldu çeşme.

Bense aniden bir balonuğa girdim. Dünyam durdu. Derslerim bitti. Kupkuru gözler, çok eskileri andıran bir surat. Ve durdum. Sadece durdum. Birkaç akşam geçti odadan çıkmadım, hatırlamadığım kadar bira sonra açtım Kemal'i. Hiç ağlamadığım kadar ağladım. Tüm içimi ve geçmişimi döktüm orada bana yadigar şarkıya. Saat sonra kendime geldiğimde artık her şey değişmişti. Dünya daha sert ve acımasızdı. Sürekli yer ve yön değiştiren tehlikeler ve anca diğerine yol açmak için duran kötülükler vardı. Oysa yoktu. Bilerek ziyaret etmediğim toprağında huzurla uyuyordu. Benim içinse her şey yeniden başlıyordu.

Ama yeniden başlangıçta yanımda değil, kafamdaydı. Ve ilk olarak o olmaya çalıştım, yolları sevdim sonuçlardan kaçtım. Rol modelime, beni ben yapan adama yakın tuttum yolumu. Ve o yol daha çekici geldi. Varmak gözümde değildi. Duvarımı da tuğla tuğla söktüm.Hala şurada kalıntıları kalsa da, artık duvar yok. Berlin Duvarının yıkılması bir devrimdi. Bu da benim devrimim. Ve nasıl Jean D'Arc'ın Jean D'Arc olması için yanması gerekiyorduysa, senin de orada gözlerini kapatman gerekiyormuş bu olmam, ben olmam, özgür olmam için.

Ruhunu saygıyla anıyorum Sertan Bozkurt hocam! (burada yazarın gözünden bir damla süzülür)

PS: Beni ben yapan sendin. Seniyse sen yapan Jack Kerouac'un On The Road kitabı, bir alt kuşağın incili. İster kader de, kısmet de; ama o kitabın bende rafımda. Ve bir gün yeni bir ben gelirse, işte ona inecek..
      arkaplanda çalanlar:  jeff buckley - grace forget her so real, silverchair - emotion sickness steam will rise, pain of salvation - beyond the pale, portishead - glory box biscuit humming air mysterons over roads sour times




Sararmış Sayfalar ve Taze Yapraklar..Hepsi Bir Arada

Sarardılar. Yapraklar da sayfalar da. Uzun süre oldu bir şey demeyeli. Sevenlerim meraklanmış olmalı.
Hadi bakalım, arayı kapatalım. Mümkün olduğu kadar kronolojik sırayla;

Bıraktığımda: Rusya tatili için uğraşıyordum. Evrak topla malzeme topla, iletişime geç düzenlemeler yap. Yol arkadaşım da aynıydı. Neyse, 19 Ağustos gecesi bindik gittik St. Petersburg'a. (Kısaca geçeceğim) 13 gün ve 2 şehir + bir kamp sonrasında döndük. Ama kalbimiz hala orada, o başka :)

Bıraktığımda: Birisine karşı bir şeyler, en azından genel bir olumlu tutum, hissediyordum. Üstünden zaman ve yaşananlar geçti. Artık sanırım öyle hissetmiyorum. En azından bir şeyler olsun çabalamayı bıraktım. Çünkü demek ki onun hakkındaki gerçekler ilk düşündüğüm gibi değilmiş..Aksini kanıtlamadıkça da, vardığım bu "sonuç" değişmeyecek. Ha aksini kanıtlamaya uğraşacak mı? Geçende ona "top artık sende" derken cevabı "peki" idi. Bakalım :\

Bıraktığımda: LDN nispeten yeniydi. Kondüsyonum da yeni yeni kuruluyordu. 2 Hafta Rusyadan sonra gördüm ki gelişmişim. Bir yanda yanımızdaki kapalı spor tesisinde fitness çalışmak için adımlar atıyorum. Diğer yanda da B planı olarak düşünüyorum, her akşam Özgürlük Parkı'na yürüyüp orada da çalışabilirim. Neden olmasın?

Bıraktığımda: Üstümde bir nevi ölü toprağı serpilmiş haldeydi. Artık? Hayır. Bir daha asla. Zaten 3 vakte kadar gireceğim çalışmalar da bunu kanıtlayacak. Hatta kalınız.

Altın da deli yükseldi.

He ya, öyle birşey var. Neyapsak ki bilemedim. Tamam Varyemez Amca değilim ama düşünmek lazım yine de.

Ee başka noldu ne bitti? Güzel şeyler oldu şimdi uzun uzun anlattırmayın. Ama çok ısrar edenler için:

a. Tatil işlerinde gelişme var, hemen hemen herşey hazır ve fark ettim ki gün yaklaştıkça kaygım heyecanım daha da azalıyor.

b. Bardak altlığı koleksiyonum için bir sürü çekim yaptım dün, balkonda tezgahı fonu kurdum önce. Beyazlılar dışındakileri o fonda çektim hep. Ayrıca Kanada'dan bardak altlığı geliyor! Yani burada ama bende değil henüz. Varol Abime selamlar.

c. Bugün birazcık sosyallik günü olacak. Akşam Belfasttayım.

d. Mac Mini makinamı satıp Ali'nin eski PC'sini 250'ye aldım. Üstündeki ekran kartı yeter, şu haliyle bile mac mini'den daha güçlü..Fakat o satıştan gelen parayı napıcam ona karar veremedim :) Altına yatırsan olmaz, altın çok yüksek. Gümüş desen, beklediğim gibi gitmediği için halihazırdakini de çekip çıkmayı düşünüyorum. Faizse bana gitmez..Neyse, bir yol bulunacak yada Huawei Ideos X5 alınıp kalanı bankaya atılacak, sonraki ay sürüyle izinden dolayı az yatan maaşın yerini dolduracak..

Günlerden Pazartesi

Bugün Pazartesi. Evet. Yoksa değil mi? Belki Pazartesi işte, neyse ne. İnsan izinde olunca saatin günün hesabını kaçırabiliyor, affola.


Tatil planları fazla ilerlemese de, gereken temel şeylerin hepsi halloldu. Alınacak bir iki parça birşey kaldı o kadar.

Yukarıdaki videodaki adamı, Mabel Matiz, ben sevdim. Jason Mraz vardır, onu da severim bunun gibi. Ama bizimkisiyle yapılmış mini bi röportaj için buyrun: http://parantezicihayatlar.com/blog/archives/799


Bu da Jason Mraz. Gençten bi oğlan işte. Mabel gibi neşeli şarkıları da var, hüzünlü de. Keşke buralara yolu düşse de..

Debelenme Bak

Etrafta görüyorum ki teknoloji ilerleyince garip adamcıklar türemiş. Bunlar bir yerden bir şeyi duyar duymaz salyaları aka aka o şeyin en üst modeline binlerce para verip huzura varıyorlar. Tüketim onları dürtene kadar.. 


Audiophile Evliliğinden Bir Kare

Müzik işinde Audiophile denen bir insan modeli vardır, adamlar sürekli daha şu daha bu diye binlerce para verirler. Sadece biraz daha x - y duymaktır niyetleri. Yoldan geçen adam için iyi ses kötü ses vardır. Benim için midtone'lar iyidir ama tizde zayıftır bu hoparlör ama onlar için 31Hz biraz daha yüksek olmalı, 15khz bu kadar reverb yemese iyiydi'dir. Ülkemizdeyse bu tiplerin çakmaları var sürüyle. Kıçı kırık bi ipod Nano ele geçirip ahkam kesenler, üç paraya bi Sennheiser Cx300 2 falan alıp da kendini bi b.k zannedenler.. 

O bir yana, bir de dijital fotoğraf makinelerinde megapiksel fetişistleri var. Sanıyorlar (daha doğrusu sandırılıyorlar) ki ne kadar MP, o kadar iyi. Evindeki monitör kaç " ki atıyorum 15mp'i tam hakkıyla görebileceksin? Veya hayatında kaç kere poster boyutunda 50ye 80 cm falan baskı yaptırdın ki çektiğin kare büyüyünce piksellerin açığa çıkmasını istemiyorsun. 10mp 15mp 20mp anca onu engeller işte, piksel başına yoğunluğu arttırır. 

Full HD, Full+Full HD, Süper Full HD falan da benzer bir debelenme. Odan balo salonu gibi geniş olmadıkça 
ve duvarında da en az 120cm (bak en az dedim) bir ekran bulunmadıkça, tüm bunlar teferruat ;)

Ferah tutun gönlünüzü. Günler Ramazan, havalar sıcak.

Dün izinsizdi. Bugün de


Eveet, dün bugün işe gittim. Ama şu sağdaki resim bir ipucu vermiş olmalı.
Kortizon ve hayatıma yeni giren LDN'nin mucizesi bunlar!! Valla eğer böyleyse, kaç paraysa kaç para ben bu LDN'den kopmam ki yeminlen.

Eveet, ondan başka ne oldu? Google+ olayına iyice girdim ve diğeriyle (etrafımdaki +1300 kişi) temaslara başladım. +1 vermeler, yorumlar, link paylaşımları falan. Güzel bu. Sevdim bunu.

Daha başka? Dün ve bugün toplam 18 kişiyle görüştüm iş baabında. Normalde beynimin yerinden çıkması gerekiyordu! Ama sabahki pharmaton olsun başta dediğim LDN olsun güzel birşeyler olmuş bana. Hatta sabah 0930 gibi bir bankaya bile gittim, dönünce çok yorulurum diye düşünüyordum.

Eee? Yorulmadım olm :D

Neyse, gelişmeler olacak yarın ve Cumartesi, aktarırım onları da. Hadi bye.

Bugün de izinli

Az önce çok sevdiğim bi arkadaş aradı. Adını hep duyduğum ama tanışma şerefine nail olamadığım bir arkadaşın babası kalp krizi geçirmiş. Çok geçmiş olsun. Baba da demişken, dünkü haber nasıldı? Oğlanla kız tam nikah masasında, kızın baba da geliyor yolda. Ama bizimkiler masada beklerken baba bi trafik kazası geçiriveriyor. Hakkın rahmetine kavuşuyor. http://www.haber7.com/haber/20110725/Balayi-yerine-cenaze-namazina-gittiler.php Kader kısmet diyoruz. Başka ne?

Sağlığa gelince, sol kolum daha iyi ama klavye performansı hala kötü sol elin. Gerçi hakkını yemeyelim. En azından işaret parmağıyla iyi basıyor. Ama ben gibi sol serçe ve yüzük parmaklarını kullananlar anlar, onlarla pek iyi değilim.

Yine izinli

Bugün biraz daha iyi gibiyim. Sanki sol elim az daha fazla hisseder gibi. Yürüyüşümse garanti daha iyi. Evdeki denemelerim öyle diyor en azından :) (dur hatta biraz daha koridor+salon baştan başa git gel yapayım 11:44)(11:49 kesinlikle daha iyi yürüyorum. hızlı da yavaş da denedim ve vaziyet iyi. sanırım tek kalan da sol eldeki klavye hızımı arttırmak.)

Dubai'de
Madem evde dinlenme için 2 günüm daha var, tatilimiz için biraz daha araştırma yaptım. Herzamanki hobim büyük binalar konusunda sağlam şeyler yaşayacağımı fark ettim. Zaten adamların özellikle Soğuk Savaştaki mimarisi hepten "kocaman, ezen, küçülten" binalar yapmaktı. O yüzden eski Ankara mimarisini de hep sevdim.
Tayvan mı Taylan mı ne











Moskovada. Avrupanın en yüksek TV kulesi


Moskovada yapıcaklar bunu


Bugün de

Gogılın webmaster araçları olayına girdim, kendimi önemli hissettim! İki blogu da verify ettim, sitemap ekledim ve daha klas gördüm kendimi aynada. Evet bebek, daha klas! Hatta BBC'nin çektiği Perfect Day şarkısının bol katılımlı klibindeki zencinin dediği gibi "I thought I was someone else..Someone good (yeah)"

Neyyse, olay öyle dramatik değil tabii. 





İki blog demişken, diğeri de http://enalttakiler.blogpot.com adresindeki. Karıştırmayın! Hmm durun ya karıştırın aslında. İsim babam Gunther Wallraf'ın dehşet bir çalışması En Alttakiler'le yani. Hele onu bir okuyun, bir zamanlar neler olmuş görün, tüyleriniz ürpersin. Sizin tüyleri bilemem de, benimkiler epey titremişti :\

Ayrıca ne var? Eee bizim tatille ilgili güzel gelişmeler. Orada ikamet seçeneklerini arttıralım diye o tarafta ev kiralayanlarla da kontağa geçmeye başladım. Gerçi arkadaş Ağustosla beraber kira değil de misafirlik talepleri yollamaya başlayacak. Ama olsun, opsiyonlar zarar vermez :)

Ee bugün nasılsın bakiym?

Valla bugün biraz daha iyiyim. Düne göre yani. Ama hala aynı kalça çıkığı yürüyüşüme devam :) Bugün bizim fizyoterapistle bacak germek hareketlerine başladık. Her gün bunları yaparım artık. Onun dışında doktorun verdiği 1mm solüsyona devam, kas ağrıları için başka bişeye de devam. Sabah da Pharmaton aldım bi tane. Zamanında kullanmıştım. İyiydi.


Onun dışında..Altının yükselişi biraz soluklanmak için durdu. Aylardır dipte giden gümüş de gr/2000 seviyesini geçti. Şeytan diyo elde ne kadar varsa sat, altına dön. Ama altın şu anda çok sıcak, ellemeye gelmez. Artık bu şekilde altın-gümüş çeşitlenmiş portföyle devam edeceğim.



                     Alış             Satış



Gram85.2586.65
%0





Gümüş  40        40.05 %-0.09


Ondan da başka, tatil için planlar son hız devam ediyor. 1 ay kaldı topu topu. Her nekadar yol arkadaşım bu son gelişmelerden sonra hafiften şüphelense de, eminim ki bu tatilde iyi başaracağım. Benim vaziyeti biliyor zaten. Birazcık anlayışlı olur yeter. Olacaktır. Dmi? :)

Tarihin Tozlu Sayfaları

BİR      DÖNEMİN      BİTİŞİ





Desem de fazla inanmayın siz :) Sadece yenisi için eskinin iptal edilmiş hali o. Bugün hallettim pasaport işlerini. Tahmin ettiğimden daha rahat oldu. Gittim randevuma, verdim evrakları ve harçların imzalı dekontlarını; kadın tık tık tık girdi bir iki soru sordu ve tamam. Adresime gelecekmiş bir hafta sonra.

Ayrıca az önce ne fark ettim abi. Bende az miktar da olsa bi yaratıcılık var. Nasıl anladım? Yukarıdaki kareyi yaparken o programın yetmediği şeyler istediğimi fark ettim. Keşke fotoşap kurulu olsaydı dedim..Heyoo :)

Ayrıca II, 2 günlük iznim bitmek üzere. Yarın iş başı. Fakat halen yeterli hissetmiyorum. Atak tarzı bir durum vardı ya. Bakalım artık, olmadı sorumluya anlatırım bir yolunu bulurum. Ama ne diycem biliyor musun? Bugün pasaport için Emniyet dönüşü otobüse binerken en öndeki orta yaşlı adam kalkıp kolumdan tuttu ve yanına oturmam yardımcı oldu.

La!
Olm?!
Ben böyle muhtaç mı oldum yaa?!
Olmuşum valla
Kimi kandırıyorum
?

Sevgili Amirim


Hakkında duyanınız vardır. Ankara polisiyesi. Sıkıcı, düz ve gri Ankara'da geçen polisiye hikaye. Öyle diyorlardı. Ben de o ön yargıya kapılmış, ara ara denk geldiğim bölüm tanıtımlarında sıyrık bi polis işte diye düşünüp geçmiştim. Aylar öncesiydi.

Geçende bir gün sıkıldım. Zaten dursun, bakarım sonra deyip indirmiştim epey bölüm. Birinci bölümü izledim..Ve hayatım değişti :) Tamam öyle değişmedi. Fakat bizi bize böyle net yansıtan dizi yoktu. Artık bu var. Şimdi de yaz tatilinde.

Size birine attığım mesajı aktarayım. Mesaj ekşisözlükte atıldı. Güya aykırı, şımarık, uçuk ekşisözlük.
Ben: "behzat ç.de (...) uzun zamandır kendinin popüler kültürde temsil edildiğini görmek isteyen eleştirel bir kitle ile özdeşleşiyor, tanımlıyor (...) velhasıl, uzun süredir muhalif sesler çıkartmak, duymak, kışkırtmak isteyenlerin bağlandığı bir dayanak olarak behzat ç" Şeklinde yazmışsınız.
belki de bu yüzden hakkında 440 sayfadan fazla entry var. bu neticede nutella falan gibi saçma bi fetiş nesnesi değil. izlenilen ve üstünde düşünülen bir yapım.


Ekşi'de Behzat Ç. hakkında çoğu öven 11128 entry (girdi, edilmiş söz) var. Bu tesadüf, heves yada başka bir şey değil.

Saygılarımla Amirim.

Dunning-Kruger Sendromu


Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldumu hiç? Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?   Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:   "Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."   Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimin-dedir.Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler. Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini n farkına varmaya başlarlar.   Bitmedi...   Cornell Üniversitesi' ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...     Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.   Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı. Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:     "İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!  Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.. .Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar... "Ne olur fazla mütevazi olmayın!... "Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti... Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi' nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı" .   Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum: "Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır." 

Dokunanlar Var

Olmuş olan ve olacak her şeyin"ama ama ama ben bişi yapmadım kii" diyen tweety edasında yalanlanmasını hiç sevmiyorum. Alttaki haberi gördüm, tam sinirime dokundu. Arkadaşım nasıl bir iştir ki bu, sizler sütten çıkmış ak kaşık maşallah. Sizin HİÇBİR konuda HİÇBİR hatanız yok. Yoo, ama siz meleklerden türediniz..
http://www.haber7.com/haber/20110518/AB-dahil-60-ulkede-filtre-var.php

Yeni Başlayanlar için MS (multiple sclerosis)

Geçmişte söyle bir rehber hazırlayıp pek çok yerde yayınlamıştım. Bunun üzerine tüm Türkiye'den geri dönüşler oldu. Ama artık tekrar güncelleme zamanı. Sizden ricam, okumanız ve atlamış olabileceğim eklemeleri yapmanız:
______________________________________________________________
günümüzde hem kötüleşen dünya, hem de gelişen tıbbi teknoloji ışığında daha sık görülmeye başlamış ms için bir ms hastasının ağzından - ki o ben oluyorum- yazılmış rehberlerden biridir, relapsing remitting adındaki 1.tip versiyon baz alınmıştır.

bir gün durup dururken çift görmeye başladınız, bir iki üç bu geçmedi! sonra gittiniz iyi bir göz doktoruna; baktı baktı dedi ki gözde sorun yok. ardından da bi de şuna baktırayım diye nörologa - nöroşirologa ve bingo! mr'ın gümbürdemesine katlanmanıza değmiş, nur topu gibi bir msiniz varmış.

- ms klasik bir hastalık değildir, grip gibi ve hatta kanser gibi bile değildir; geçmez. aynı karınız / kocanız gibidir, üstüne ne çok gideceksiniz; ne de az.

- kendinize güvenebileceğiniz bir doktor bulun ve hep o doktorla devam edin (yoksa doktorların oyuncağı olursunuz)


- doktora güvenin derken, açgözlü olanlara fazla kaptırmayın. İsim vermeyeceğim ama bir çapa doktoru var prof. dr. x seansı 700 milyon! evet, YEDİ YÜZ. ama onun kadar kaliteli y, ki o da yine çapada nöroloji anabilim dalı üyesi prof dr y, 350 milyon. isimleri ancak bana ulaşılırsa veririm. prof dr y annemin de doktoru yaklaşık 20 yıldır. sevk ettiğimiz hiçbir hastada da ıskalamadı teşhis ve tedavide. bunu niye söylüyorum? boşa para vermeyin diye, hakedene verin diye. yoksa "bende zengin hastalığı var zaten - bir ara öyle denirdi - doktorum da öyle para alsın" diyorsanız..serbestsiniz tabii.

- sürekli iyi taraftan bakabilirsiniz; bu ms milyon tane kişisel gelişim kitabı okumuşsunuz gibi sizi iyi yönde değiştirebilir. neticede iyi kalmak için "sağlıklı yaşam"ı yaşamanız gerekecek = geç yatmayacaksınız, aşırı derecede alkol almayacaksınız, aşırı yorulmayacaksınız, aşırı sıcaktan uzak duracaksınız, size stres yapan durumları elinizden geldiği kadar uzaklaştıracaksınız.

- erkekler: askerden otomatik muafsınız. bu kimilerine en başta korkunç bir şey gibi gelse de, veya "giderim, sonra gata falan yırtarım bir şekilde" diye düşünseniz de; askerin koşullarını düşününce (eğitim ve stres veren ortam, hele eskaza güneydoğuya düşerseniz) sağlığınızı geri dönülmeyecek kadar bozabilirsiniz. bence bile bile davetiye çıkarmaya gerek yok.

- ms zaman zaman ağır gelebilir. ama bu zamanlarda sakın antidepresanlara meyletmeyin, doktoru da meylettirmeyin; girdiniz mi çıkamazsınız. neticede bilmelisiniz ki, bu da gelip bu da geçecek. atakları kast ediyorum yani, en azından.

- eskisinden daha çabuk yorulacaksınız, aldırmayın. hele güneş altında yürürseniz kesinlikle daha çabuk yorulacaksınız, aldırmayın. avonex gibi belirli bir periyodda iğneniz varsa iğneden sonra halsiz düşeceksiniz, aldırmayın. çeşitli ilaçlar var bu halsizliği geçiren, ucuzlar da. hele bir tanesi vardı, kırmızı şekerler gibi birşey. iğne sonrası üçer beşer içerdim, içebilirsiniz.

- ms derneği, organizasyonu falan herneyse fazla bulaşmayın. çünkü bu hastalığın seyrinde moral herşeyden önemli ve inanın ki bana, sizden çok daha kötü durumdakiler var. (bu madde tartışmalı, halihazırda destek imkanı bulamayanlar ne yapsın?)

- hayatınız boyunca (eğer tıpta bu konuda gelişme olmazsa) multiple sclerosis hastasısınız, hayatınızı bu hastalık uyarınca düzenleyin. mesela futbol oynayan bir kişiyseniz, biraz daha az oynayın. veya hiç oynamayın. plaj voleybolu oynamadan yapamıyor musunuz? yapın. boş zamanlarınızda eminönünde hamallık veya bir inşaatte amelelik mi yapıyorsunuz? buraya kadar okuduysanız..eh, ne diyeceğimi çok iyi biliyorsunuz.

- eğer iş yeriniz anlayışlı bir yerse (kurumsal yapıda bir plaza şirketi / sıcak ilişkilerin olduğu bir aile şirketi), %70'i geçkin özürlü raporu alıp (ms hastaları yasal olarak gereken %40'ı alabilmekte) bunu beyan ederseniz bir sürü avantajdan yararlanabilirsiniz; erken emeklilik, vergi indirimi, maaşta ufak bir bonus. gerçi bu iki ucu pis bir değnektir..mutlak zorunda değilseniz, hiç girişmeyin rapora beyana vs.ye. durup dururken etiketlenmenin anlamı yok.

- her hastalık az çok farklı gider ve kişiden kişiye değişir. ama ms bunun zirvesidir, annenizin msi bile sizinkisinden farklı olacaktır; onda işe yarayanların sizde de yarayacağını sanmayın. annemden biliyorum :)

- üstteki maddeye rağmen, yürüdüğünüz yolu çoktan yürümüş birini bulun. bulun ki o kişi sizin rol modeliniz olsun, nasıl olmanız gerektiği konusunda sizi yönetsin - esin versin.

- çevredekiler soracaktır, "çocuğun olursa ms ona da geçer mi?". diyeceksiniz ki, "benimkisinin ms olma ihtimali, seninkisinden az fazla; o kadar". ama eşiniz de ms hastasıysa, o zaman "az fazla" miktarı, pek de öyle az kalmayacaktır. ancak yine de şizofreni gibi %50 kadar muazzam bir geçiş olasılığı olmayacaktır. rahat olunuz ve oldurunuz.

- son olarak: ms'i duyanların aklına genelde (rahmetli) futbolcu fenerbahçeli sedat gelmekte. bilin ki alakası yok. çünkü o kişi als idi. siz ise ms'siniz.

Heppi Bir Arada

Haber: Digitürk Google Aleyhine 2 Milyon TL'lik Zarar Davası Açtı
Geçen yaz ilk kez kapatılmıştı. Sanırım tekrar bir erişim engellemesi yolda. Neyse artık, her şeyi aştık bunu da aşarız. 
______________________________________________________
Güzel, çok güzel olaylar içindeyim. Gelişmelerden haberdar ederim..Desem de inanmayın, tek bir fotoğraf bile olmayacak. Bir süre için :D Bilen biliyor zaten, bilmeyenin de bilmesine gerek yok. İleride parmakta yüzük görünce anlarlar ;)
______________________________________________________

Lazım Olan

Lazım çok şey. 
En önemlisi de odaklanma. Hiç şaşmadan dümdüz onu düşünme. 
Ben?
 Başarılıyım. Yok gözümde yok aklımda başkası.
Balon geri gelecek.
Gelecek.

Mahir'in İkraha Doyduğu An..YAY!! :)


ikrah 
isim, eskimiş (ikra:hı) Arapça ikr¥h
1 .     Tiksinme, iğrenme.
2 .     İsteği dışında bir şey yaptırma.


Son 4 yıldır çalıştığım yerde her seferinde benzeri olsa da, iyi niyat ya, projeler yapıp dururum. Amma velakin verilmiş sözler hiçbir zaman tutulmaz. Fakat bizim salak us-lan-maaz..



Kreşendo No:1

Şarkı başlar: Amorphis - Skyforger
Yazı başlar: Çocuklar balonlarla oynamayı sever. Genelde. Çoğu! En azından yani. O balonun patlaması da üzer. O anda dünyalarının yegane mutluluğu olan balon artık yoktur. O kadar kötü olmasa da, ona yakın kötüler de vardır. Olmaz mı?
Şarkı: Calla - Fear of Firefiles
Yakın kötü, komşu kötü ve aslında daha kötü; balonu elinden almaktır. O anda dünyalarının yegane mutluluğu olan balon artık yoktur. Ama yok da olmayabilir. Çünkü elden giden balon hala orada. Fakat onun orda değil. Görebileceği yerde. Ama onun orda değil. Akabindeyse? Dudağı bükülür..
Son şarkı: 
Clann Zù -  And on the fifth day he placed everything he owned in the centre of the room
and he watched it burn
as he recited all the beautiful words 
that had ever come out her mouth
...


Muhteşem-mi Yüzyıl?

Vay anam vay! Resmen yılbaşıyla beraber nokta koymuşum bloga. Tamam öyle aman aman heves yok içimde o ayrı. Fakat yazmak çizmek tam benim sevdiğim bir uğraştı. Artık ne olduysa oldu ve o kadar da sevmemeye başladım. Herrneyse..

Dün akşam son zamanların tartışmalı dizisi Muhteşem Yüzyıl'ı izledim biraz. Sonra reklam arasında kalkarken düşünüyordum ki "dedikleri kadar varmış". Yöneltmek istediğim eleştiri şu:
50 yıl önce bile evli olsun olmasın kadın - erkek muhabbeti bambaşkaydı. Dedelerimizden de biliriz, hangisi gençken öyle 2010 tarzı ilişki yaşamıştır kadınlarla? Tabii ki hiçbiri. Kaldı ki 50 değil 100 değil, kabaca 500 yıl öncesinden bahsediyoruz bu dizide. Ve günümüzün kadın erkeğinden hiç farkı olmayan bir Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan görüyoruz. İşte bu nokta bence sadece izleyiciye beğendirmek ve reyting yapmak için çekilmiş bir numaradır.


Paylaş

Yolgeçen