Koku



1.İnsanı rezilde vezirde edebilen salgı.Aynı şekilde insanı deli de mutlu da edebilen salgı.Algılamak için ihtiyaç duyulan organlar burun ve beyin oluyor.

2.Beş duyunun burundan içeri hava çekilerek duyumsananı.En güzeli ten kokusudur,hoşa giden ten kokusu diğer 4 duyuyu deli eder.Vahim bir durum yaşanabilir.

3.Özellikle memeli hayvanların hayatlarını üstüne kurdukları duyu.Gözü kapalı olan ya da doğuştan kör tüm canlıların en temel algılama tipidir.

4.Geçmişte kalmış,içinizde heyecan patlamaları yaptıran anıların danışıklı deja vu'sudur koku.

5.Kimileri için tanımlayabilmenin,hatırlayabilmenin veya yeni anlam verebilmenin ön koşuludur.

(sözlük.sourtimes.org'tan alıntıdır.)

En azından bizim kültürümüzde (diğerlerini bilmiyoruım) diğerinin kokusundan (dedikodu dışında) bahsetmek tabudur! (=adı konulmamış bir yasak mevcuttur sanki)

Kimi koku tipleri (mesela ayak) fazla tabu özelliği taşımasa da, kimileri (mesela ağız, koltukaltı) adeta tabu gibidir ve temiz kafayla kolay kolay yansıtılmaz orası burası kokana.

Benim ağzım deli kokuyorsa karşımdaki en fazla yüzünü buruşturup geri adım atar fakat direkt demez "oha ağzın hayvan gibi kokuyo olm".

Nedendir acep??

Flaş!

FLAŞ FLAŞ FLAŞ

İBB ile Matt Groening anlaştı, ünlü karikatürist "Yıllardır Simpsıns yaptım durdum. Hep Bart Bırt bir yere kadar. Futurama da malum fani. Artık sadece öbür dünyayı düşünen ilahi organizasyonların yararına esin vermeye hazırım" dedi.









Can Atilla - Aşk-ı Hürrem



Elime güzel bir ablam vasıtasıyla geçen bu şarkı dönüm noktam oldu

(alıntı)
1969 ankara doğumlu olan can atilla , h.ü.ankara devlet konservatuarı yüksek lisans, yaylı sazlar bölümü mezunu.

2 sezon boyunca cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında görev alan can atilla,türkiye’de new age müziğin uluslar arası platformdaki öncü temsilcisi.

1990 yılından bu yana profesyonel olarak beste çalışmaları yapan müzisyen birçok tv dizisini ( şaşıfelek çıkmazı, ferhunde hanımlar, bizim evin halleri, vasiyet, vb.), birçok tiyatro oyununu ( kuvayı milliye destanı, gayri resmi hürrem, süleyman ve öbürsüler, yer demir gök bakır), belgeselleri ( atatürk, tanrıların tahtı nemrut, kuruluştan kurtuluşa fenerbahçe…) ve sinema filmlerini ( sır çocukları, bir erkeğin anatomisi, kuruluş-osmancık) müziklendirdi.

1992 yılında hazırladığı ilk albümü “bilinçaltı”nın yayınlandığı günden bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında ( hollanda, ingiltere, almanya, fransa, polonya, rusya, amerika, norveç, kanada) yayınlanan toplam 11 albüme imza attı..

sanatçı özgün çalışmalarıyla ,
1998 avni dilligil tiyatro ödülü,
2002 yılında sanat kurumu yılın sanatçısı ödülü,
2004 afife jale ödülü,2004 tiyatro ödülü,
almanyada schwingungen elections / dünya 2.liği ödülü ‘ne layık görüldü.
(alıntı)

“Gotik: Neydi, ne oldu, nereye doğru gidiyor?”

Bu yazıyı fistikyesili.com adresinde yayınladıktan sonra, sanırım artık kendi bloguma da ekleme zamanım geldi.

__________________________________________________________

JD:
Sebebi gerçekten bilemiyorum, biraz açar mısın lütfen? (eklektisizm üstüne)

Galantus:
Sebep benim için çok ortada aslında… Ama tam olarak seninle ilgili değil… Retrospektif diye yapılan işler… Garip garip geri dönüşler… Üretemeyişler… Yine de üretiyormuş gibi yapmalar… Retro bir sıkıntı… Retro bir dayatma… Her şeyin ille de “neo”su… Neo bi kasış aslında… Yeniye şüpheyle yaklaşma… Üstüne üstlük eklektisist bir yüceltme, alkışlama… Gerçek ve estetik dışı hatta anti dialektik oluşu bilme ama bilmezden gelme… Falan filan…

Senden şüphe duyduğum için değil… Ben de gotik severim… Ama gotiğin gotik olduğunu bilerek… Bunun retro bi sevimliliği varmış gibi yapmadan… Amaaan çok uzattım…

Yani seninle ilgili değil… Ama sordum işte yine de…

JD:
Sıkıntını anlıyorum.

Bizler, insanlar, tüm var oluşlarımızı aynı “yenilik şüphesi ve korkusu” ile geçirmedik mi? “Eski”nin sıcaklığına rahatlığına kendini bırakmak varken açık denizlere yelken açmak nedendi?

Dahası, salt şüphede kalmadı işler, harekete bile geçtik çoook sefer. Hareket diyordum, BANA karşı bile harekete geçildi çoğu ortamda, çoğu zamanda!

Ama bildiğimiz tarihi incelersen, o yelkenleri yakanlar değil, o yelkenleri açanlar hep iz bırakmış..Dünya tarihine bir bak, özellikle de bilim tarihine ve düşün; yenilikten “gerçekten” korksaydık teknolojinin aritmetik değil geometrik artışı diye bir şeyden söz edebilir miydik?

Neyse, bu bir tarafı işin.

“Gotiğin gotik olduğunu bilerek” kısmını da epey sevdim bilesin.

Çağımızı biliyorsun benim gibi, hayatlar bir “master-slave” ilişkisi içinde global manada. Onlar ne verirse kitle alıyor, onlar neyin sevilecek olduğunu söylerse kitle seviyor, neyi sevmeyin derse kitle sevmiyor, onlar için ne neyse kitle için de o…

Yani “freedom of choice” sloganı hikaye bir bakımda, anca senin benim ve azınlık bir kısmın tercihleri ve bildikleri özgür ve özgün. En azından “erişim alanlarımız ölçüsünde özgür ve özgün”.

Gotiği de “öyle ” bilmeni istiyorlar, sen de biliyorsun. Ama dahil olduğumuz “diğerleri” grubu “öyle” bilmeyi reddedip öncüllerinin açtığı yollardan yürüyor inatla, mesela gotiğin kökenini biliyor, hayatın diğer alanlarına tarihteki ve andaki yansımalarını iyi kötü biliyor - en azından bilmek istemiş- ve mesela gotikle beraber gidebilen “grotesk” hakkında da haberdar…

Bu da daha başka bir tarafıydı işin.

…diyerek başlayan bir fikir kıvılcımı bana bu yazıyı hazırlamaya itti; GOTİK

Gotik dedik bir kere, “grotesk”ten başlamak şarttır.grotesk1

Resimlerden de görebileceğimiz gibi, grotesk kavramı şeytani ve gülünç bir esinti taşıyor üstünde. Sanki güzel ve çirkin, iyi ve kötü aynı bedende. Neticede “gotik” derken “grotesk” kavramından bahsetmemek imkansızdır. Nasıl gotik atmosfer, özellikle de mimaride, sıklıkla abartılı ve bu bağlamda ürkütücü öğeler taşıyorsa grotesk kavramı da aynı abartılılığı ve ürkütücülüğü içerir.

grotesk2Şu anda bunları okuyan ve resimleri gören sen, ben, sizler ve diğerleri ürkmese de, 1200’lü yılların en basit eğitimden bile mahrum bırakılmış Avrupasını düşürseniz, hak vereceksiniz.

Şimdi, “gotik” kavramına gelelim.

Bu kavram aslında evet, çoğumuzun aklına ilk gelenlerden, Got’lardan türüyor.

gotik1Zamanla çeşitli Kuzey Avrupa ve Germen dillerinde evrim geçire geçire ilk önce Doğu Germenya’da yaşayan bir kavmin, Gotların dili oluyor sonra da Kırım Gotlarının dili olarak görüyoruz bu gotik kavramını.

Ardından da Orta Çağ’ın sonlarına doğru Gotik Sanat adı altında az sonra kısaca bahsedeceğim tarz oluşuyor. Daha doğrusu oluşturuluyor zira o zamanlarda sanat kilise tekelinde ve dini konular işleniyor. Bununla beraber de halkın “cahil” ve kolayca korkutulabilir olduğu gerçeğini de eklerseniz, özellikle de mimaride oldukça fazla eser ortaya konuyor bu gotik tarzda.

gotik2Tüm detaylar huşu oluşturmaya yönelik, “tanrının yüceliğine atıf”
Dışarıdan bakınca “vay anasını” dedirten sivri kuleler ve pencereleri duvarların her bir tarafında işlemeler.

İçlerine girince de, insan yaklaşık 40 - 50 metre yükseklikte bir tavanla karşılaşınca boğuluyor, kendinin ufacık olduğunu tekrar fark ediyor.

domkatedraliSoldaki resim Almanya Köln’de bulunan Dom Katedralinin içinden bir görüntü. O katedral’in kulesi 120 küsür metre, 100. metreye kadar çıkabiliyorsunuz.

Düşünün, o zamanların insanının görebileceği en yüksek bina iki katlı taştan eserlerken, köylüye, “basit” adama gidip yukardaki gibi binalar gösterince ister istemez bir “biat etme” oluşturuyorsunuz.

Buraya kadar mimari kısmıydı. Daha sonra da 18.yy’dan itibaren bir kere daha sanata bulaşıyor gotik ve özellikle edebiyatta kendine yer buluyor. Bkz. Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft (bu nistepen daha yeni) v.d.

Ardından müziğe de giriyor hem o zamanlarda hem de bir alt kültür oluşturabileceği yakın geçmişte. Modern müzikte gotik konusunu hiç anlatmıyorum, ilk temsilcileri Sisters of Mercy, The Cure, Siouxsie and the Banshees’dir diyeyim size yetsin. Ama daha sonra Evanescence gibi garabetlerle yazımın taaa başında alıntıladığım duruma dönüyor işler ve yazarın, JD’nin midesi bulanmaya başlıyor…


DİPNOT:


Freedom of Choice (Seçim Özgürlüğü, tercih manasında) hem A Perfect Circle grubunun Emotive albümün sert şakılarından biridir ve unutulmazdır hem de Metallica’nın And Justice For All (Ve Hepimiz için Adalet) albümündeki Eye of the Beholder şarkısında işlenen temadır;

do you see what i see?
truth is an offence
you silence for your confidence
do you hear what i hear?
doors are slamming shut
limit your imagination, keep you where they must

(gördüğümü görüyor musun, gerçekler bir saldırı, sessizliğin güvenin. Duyduğumu duyuyor musun? Kapılar kapanıyor, hayal gücüne set, olman gereken yerde tutuyor)

…diye başlayan şarkı,

independence limited (bağımsızlık kısıtlı)
freedom of choice (seçim özgürlüğü)
choice is made for you my friend (seçim senin için yapıldı arkadaşım)
freedom of speech (konuşma özgürlüğü)
speech is words that they will bend (lafların onların büktükleri)
freedom with their exceptions (istisnalarıyla bir özgürlük)

A-ha!


Tam mazide gezinirken, anlamsız hüzünlere kapılmışken, işte bunu buldum.
Ve elimi tuttu, yüzüme gülümseme koydu.
:D

Anlayamazdım




Merhaba dedim sana msnden, geçen gün sitem ettin bana neden artık konuşmuyoruz diye.
Halimi hatrımı sordun, anlattım. Ardından sen de anlattın ve gülüştük.

Daha sonra sustuk ve ben baktım fotoğrafına. Aynı değildi; bir zamanlar bambaşkaydı, kalp başka çarpardı...Senin gülümsemen olmadan anlatmazdı fotoğraf, hayatıma zamanında güneş gibi doğduğunu, ve yine güneş gibi battığını.

Güneştin ya, dokunulmazdı sana.

Dokunamadım. Ama o çocuk halimle dokunabileceğimi zannetmiştim büyük bir hevesle.
Dokunamadım...


Aah Arnavut kızı, çok geldin bana sen


What I Am? ya da I am...?



sıkıldım.

kendimi 1 forumda admin bir diğerinde mod bir başkasında da mod TP'de aktif bir sözlükte de aktif ve bir diğerinde de spy olarak bulunca...(ben bi de çalışıyorum, düşünün yani)

öeh dedim tiksindim kendimden.
(hayır güldüğüme bakmayın, cidden kötü hissettim)

global geri çekilme yaşıyorum şu aralar, geçer yakında


Elif

Herşeyin başı, herşeyin sonu, mutlak tekliğe işaret..

Google Araması Cevaplandırma Servisi: bilkentten beytepeye nası giderim

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun.

O ikisi komşu cicim! Bak sık biraz kıçını, yürüyerek onbeş dakika en fazla. Üstüne ben varken Bilkent tarafı kapısı rahattı da, bagajda adam sokmuşluğum bile var, fazla kasmazlar girerken.


Finding Nemo / Kayıp Balık Nemo

adı: finding nemo

türü: çocuk filmi / hayvan filmi

oynayanlar: bir balık, bir başka balık, bir başka balık sonra bir başka balık daha, bir sürü deniz tospağası, bir iki de kuş.

konu: canı sıkılan velet kırmızı balık yüzünden gidilmez yolları yüzen diğer bir kırmızı balığın hikayesi. Tabii sadece bu değil, deniz tospağaları ve martıların enteresan dünyası hakkında bolca belgesel şey de oturtmuşlar. Thumbs up! Must see!

Hard Disk

IBM Hard Disk. İlk hard disklerden.


Hard diskler, hdd olarak da adlandırılır. Sistem olarak insan beynine benzerler. Hiç bir bilgi TAM olarak silinmez; sadece yeniler eskilerin üstüne yazılır. Kurtarıcı olarak gördüğümüz "format" bile beceremez %100 silmeyi.


Ben bu işlere girdiğimdeki ilk hard diskim resmi sağda görülen 1.6 gigabayt ( = 1600 megabayt)
kapasiteli bir Fujitsuydu. Güzeldi. Amiga günlerimden sonra mucize gibiydi.










Ama ardından yıllar geçti. Şimdi işler çok daha farklı. Boyutları da. Tamam fiziksel ebat değişmiyor ama aynı boyuttaki kutucuğun içine alabildiği veri coşuyor da coşuyor; fiyatları da komik rakamlara düşüyor.

Bugün aşağıdaki 500 gigabaytlık ( = 500.000 megabayt) modeli satın aldım 110 liraya. Ve dönüş yolu boyunca şaştım durdum. Şaka gibiydi resmen. Fiyat ile kapasiteden bahsediyorum.


İyi haber, terrabaytlık ( 1tb = 1000 gb = 1.000.000 megabayt ) modeller de gitgide kullanıcı seviyesine düşmeye başladı. Fakat fiyatları henüz o kadar düşmedi, yaklaşık 250 - 300 liraya alınabilir.

Artık daha ne kadar şaşabilirim?





"bir leşim var"


dedi "bir leşim var."

dedim "nerde?"

dedi "burda."

dedim "hani?"
dedi "karşımda. ayaklarımın dibinde. bir kaç gündür yatıyor böyle. kıpırtısız. ben öldürmedim onu. sen öldürdün, hatırlıyor musun? burda bıraktın. karşımda. benim oldu. benim bir leşim var artık. burda. karşımda. ayaklarımın dibinde yatıyor kaç gündür, kıpırtısız. bir isim verdim ona, leşime; 'nokta'. daha iyi bir isim bulabileceğimi sanmıyorum. mutlak bir son gibi zaten. durduran, gerçekten bitiren. anlıyor musun, anlayabiliyor musun? ben zorlanıyorum anlamakta. anlayamadığım için sahiplendim ya zaten onu.. isim verdim, belki anlarım diye..gözlerimi ayırmadan baktım günlerce, hareketsiz olduğundan emin olabilmek için. yani haraketsiz derken..anla işte, öldüğünden emin olabilmek için..bir iki kere öyle oldu ki..uçmaya hazırlanıyordu diyebilirim..uzun süredir kapanmadan bakan gözlerimin bana oyunuydu bu tabi ki! öyleydi değil mi? bak eğer sen de emin değilsen biraz daha zaman ver bize, bana ve leşime..onu diri diri çekmek istemezsin değil mi toz yığının içine? ve saçlarının..kim bilir daha neler var orda? neyse..al hadi..daha fazla bakmak istemiyorum ona."
dedim "hı-hı.."

Mizan

Mutlaka yazmam gerekiyor diye düşündüm böylesi bir grubu.
Norrda Mira derken, çizgimizi sürdürüyoruz ve bu sefer de sizlere Mizan'ı sunuyoruuum. (alkış alkış alkış)

http://myspacetv.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=20303575

Daha taze bir grup olan Mizan çok yol alacağa benzer. Neden? Üstteki klibi izleyin de görün adamlar nasıl bir doğu batı sentezi yapmış! Ve belli ki "öylesine" bir birleşlim değil, her parçada duymak mümkün anadolu enstrümanları ile solistin amerikanvari vokalini.
Bu albüm sizlere mutluluk vaadetmiyor, aksine gelen sonbahar günlerini ta derinden yaşatmayı söz veriyor pek çok hüzünlü eseriyle. En iyisi de bu bence, bizim enstrümanları taa derinden yaşamak ve Anadolu'nun yüzyıllardır çektiği acıları notalarda fark etmek..

http://www.myspace.com/mizanspace


Plan program ve ilk sonbahar günleri üstüne röportaj

Hmm neymiş? Dışarda hava güzelmiş, biraz da serin. Peki JD nerdeymiş? Evinde!!! Neden? Yıllık izin aldı ya mal, ondan. Peki neden evde? Çünkü hiçbir arkadaşı öğrenci değil, herkes işinde gücünde. E çıkıp etrafı dolaşsın? Öğrenciyken sık sık çıkardı, sokak sokak dolaşırdı, artık ondan da sıkıldı. O zaman JD bir dahaki sefere ne yapacak? Hmmm, bir dahaki sefere mutlaka ama mutlaka bir şey yapmak için yıllık izin alınacak. Bu seferki gibi "ben alayım izni bakarım gerisine" olmamalı.

Google Araması Cevaplandırma Servisi: Şeytan nerede

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun



Şeytan nerede ha?
Bak şimdi, iki yorumu olabilir bunun. Biri dini diğeri agnostik - dine bulaşmayan - yorumu.
Dini yoruma göre, Hz. Adem'in yaratılışı onun düşmesine neden olaylara yol açıyor ve yaratan tarafından istediği zaman veriliyor. Bir manada meydan okuma bu fakat bizler için tehlikeli. Çünkü "öneri"leri ile sürekli kendi yoluna çekmeye çalışıyor, cehenneme.
Agnostik yorum ise, şeytanı ilahi düzeyden alır dünyamıza sokar. Bu açıdan bakarsak yollar epey çeşitlenir. Mesela şeytan amerika, yahudiler şeytandır, para şeytandır vb vb her türlü karşı olabileceğimiz şey şeytan ile özdeşleştirilebilir.

Ama gel istersen, en suya sabuna dokunmayan cevabı vereyim sana da, sen de rahat et ben de.
Şeytan yerin dibindedir, tamam mı?

kara goncolos neyin nesidir?




karakoncolos, çoğul: karakoncilo


Yunanca kalikantzarus (καλικαντζάρους )


Karakoncoloz, koncoloz (κοντζολόζ) ve koncolozi (κοντζολόζοι)


Arapça qârâqendlûz (Cezayir)


Türkçe Yaban Adamı, Meşe Adamı (Orman Adamı)

Lazca “Germakoçi “(Dağ adamı)

ya da deforme edilerek koncala , koncoloz, karakancala, kancala (İkizdere), congalaz (Yozgat) formlarına dönüşmüştür.





"Bir de Kara Koncolos'a dikkat edeceksiniz. En zalimi o. Yaşlı kadın kılığına girip sokaklarda dolaşır. Köşe başlarını tutar. Köşeden geçmek isteyene sorular sorar : 'Nereden geliyorsun böyle? Nereye gidiyorsun?' diye sorar. Kara Koncolos görünce içinde muhakkak kara kelimesi geçen bir cevap vermek lazım gelir. Misal, karalardanım, karacasöğüttenim filan diyeceksin. O zaman rahat bırakır geçersin. Bazen de adres sorar. Eğer sorduğu adresi bilmezsen, vay haline. Çantasından sopasını çıkardığı gibi küt küt vurur adamın kafasına, bayıltıncaya kadar döver."


syf.263


bit palas


elif şafak

Ruh Hali Fotoğrafları

Arka arkaya çalan iki şarkı * ile dağıtan kişimiz derin düşüncelere dalarken, çayı da soğumakta. Kalbi gibi.
O çay bir daha ısınmayacak. Isınırsa hiç tadı kalmaz.
Onu bırakan kız geri dönmeyecek. Dönerse tadı kalmayacak.

* Enbe Orkestrası - Unutamam ve Gülay - İstanbul Ağlıyor

About Ney, vice versa

Bu Bolivyalı bir arkadaşıma yazdığım bir e-postadan alıntıdır. "Ney" ile ilgilenen okusun ilgilenmeyen dümdüz aşağı devam etsin..

Well, time for some real stuff now :)

The band Yansımalar is a really unique band because they were the first to meld guitar and tambur (tambourine in english?!) into "ney" sound.

Ney is a mysterious blown instrument made of reed, able to create such sound that makes you bow your head and think or just feel whatever you feel. Besides, it is considered as a religious instrument. Allah (the God as you might name) has blown life into the universe as we believe. (we = Muslim people)
And if we wanna go deeper, one must not pass without mentioning about
Mevlana Celaleddin-i Rumi and his opinions. You can find some information in this link http://www.mevlanayili.gov.tr/en/Default.aspx?17A16AE30572D3131279C58074C31537E02233C478ECCCA1

According to what we understand from him: Ney is a symbol depicting "human". And human soul came into body by his (Allah's) will. So, it came from Allah. Because of this, soul is counted as an exile torn apart from the source which desires to return back to it, Allah. Long story short, "ney" tells the soul desiring to return, moaning with the love of Allah. Like the "ney" (reed) moans to return back to the place where is was picked off, human moans for the same thing.

If English was my mother language I could precisely describe you what I know and feel but its not. So maybe you can use following links as a beginning:

http://en.wikipedia.org/wiki/Ney_(Turkish)
http://en.wikipedia.org/wiki/Ney
http://www.mevlanayili.gov.tr/en/Default.aspx?17A16AE30572D3131279C58074C31537E02233C478ECCCA1

By the way you may come across a person known as "Mercan Dede". Foreign people LOVE him but I, as a ney blower (though I am really apprentice at), HATE him. Will tell you why if you wonder.

Hope this helped, see you later & again :)

Google Araması Cevaplandırma Servisi: sahildeki adam

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun
.



Bir zamanlar Silivri'de bir adam varmış, çalıştığı yerde zaman zaman sıkılır ve birikmiş eski ekmekleri alıp sahile vururmuş kendini. Silivri'deki tek dostu martılarmış, o kadar uçucu.
Sık sık ekmek atarmış onlara ve havadaki dansı izlermiş iki parça ekmek kapmaya çalışan martıların.

Arada bir de fotoğraf çekermiş :)

Google Araması Cevaplandırma Servisi: ata iskender fiyat listesi

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun


Ata İskender Ankara'nın gözde mekanlarındandır, adeta bir statü simgesidir (bakın şu logoya zaten, nasıl bir ağırlıktır o). Paran varsa orada yersin, yoksa yiyemezsin gibi basit bir anlayış vardır.
Fiyat listesi netten bulunamaz ama en fazla http://www.ataiskender.com/menum.asp

Yannız diyebilirim ki, iki üç ay öncesine kadar iskender kebaplı güzel bir menü (+ kola falan) ya 10 milyondu ya da 12 milyon.


Dipnot: Orası Ankara ey İstanbullular. Orada herşey çok daha makul...

Dresden 1945

1945 Şubat

Dresden


Almanya’nın son zamanları

B17’ler yeniden göründü havada


İlk 88lik uçaksavar hınçla patladı aralarında


İlk yangın bombası başladı yere doğru doğru hızlanmaya…


İkiye ayrılan B17 bir sürü havacıya mezar oldu etleri kemiklerinden ayrılırken

İki yangın bombasının arda arda patladığı Ossen Mahallesi…

…İki apartman kaçınılmaz alevler içinde kaldı, çığlıklar ait değildi insana…


Üç Fw109 büyük hırsla tepedeki ölümün içine daldı, ne kadar vursalar kârdı.

20mmlik toplarını ateşleyen P56’lar amansızdı ve işleri buydu!


Son kalan 88likler devam etti senfoniye

Ölüm sürüsünün kalan yarısı devam etti cehennem ateşine

Savunmasız şehir daha da zavallılaştı bombaların altında.

Aldıkları zevk ölçülmezdi. Yaparlardı bir daha olsa…


Son B17 de giderken yüklerini boşaltmış,

Soran olmuş muydu yanarak ölmüş 130 bin cana?


Tarihin en büyük kıyımlarından birinden bahsediyorum. Dresden Katliamı. 2. Dünya Savaşının son günlerinde, İngiliz ve Amerikanların kudurganlığının son evresinde, insanlar ne olursa olsun hiç hak etmediği biçimde öldürülürken.


En nihayetinde Hiroshima’da orgazma varmış, yüz binleri öldürmüş


ve bir o kadarını da lanetlemiş Amerikan güçleri “zaferlerine” erişmek üzereyken, artık tamamen yıldırma amaçlı bu kadar insanın öldürülmesi neden?


İnsani değerlere hitap eden bir açıklaması olan?


_______________________________________________


Bana Pearl Jam’in Do The Evolution şarkısını ve müthiş klibini hatırlatıyor gördüklerim. “İnsanların” haklı “zaferi” her anda, masumların paramparça bedenleri her yerde. Her şey istatistikten ibaret, biri üçü beşi onu yüzü bini on bini yüz bini ölmüş ne fark eder?


Rakamları silip yeni rakamlar yazarız o kadar. Bilfiil bir kişiyi öldüremeyecek insanlar mahalleleri uydudan işaretlemiş bombardıman için, bana ne sana ne?

Google Araması Cevaplandırma Servisi: Beytepe ...

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun.



Evet ne diyorduk? Beytepe! 4 yılımın geçtiği beytepe. Ve insana her mevsimi yaşatan kurtarılmış bölge. Her ne kadar kış aylarını sevsem de, her mevsimi güzeldi.
Sabah çok erken kalkanlar giderdi yemekhanede kahvaltı yapardı, geç kalkanlan City'de yerdi, öğle yemekleri yemekhaneye endeksliydi. Güzel yemek var koşun! sık sık olurdu yanında sınırsız ketçap ve mayonezle.
Aileden uzak bir kaçış için muhteşem yerdi Beytepe, yarı özerk hayatçıklar için fazlasıyla yeterli.
Raporda gördüğüm beytepe aramalarını umarım aileler yapmıyordur :) Çünkü çocuklarını evet böyle bir yere gönderecekler bilsinler.
Ve lütfen, nolur, yalvarırım şunu KABULLENSİNLER ki "evlerinden yolladıkları o çocuk döndüğü zaman ASLA o giden çocuk olmayacak"

ek:

yase: asla aynı olmayacaklar obaaa,
ya yanlış anlayacaklar dur
:D
ben: boşver yaaaa
vursun yüzlerine tokat gibi

yase: saçmalam yazık be
ünv yi kazandı diye seviniolar şu an
yazık

Mira










" mira: her altı ayda bir parlaklığı 100 kattan daha fazla değişen bir yıldızdır. bu değişimin sebebi mira'nın yüzeyinin bir içeri bir dışarı doğru hareketidir. maksimum boyutuna ulaştığında güneş'ten 400, minumumda ise 200 kat daha büyük bir çapa sahip olur. kütlesi ise güneş'in kütlesinin 2 katı kadardır. ömrünün sonlarına yaklaşan bir kırmızı dev yıldızdır. ışıma gücü maksimumdayken güneş'ten 250 kat daha parlak olur "

Tabii ki olabilir. Neticede yıldız sıcaktır falan dokunulmaz, kendine kendine takılır işte.
Ama bir diğer Mira var ki işte o Mira'ya dokunmaya el gitmez, yürek yetmez, akıl dayanmaz.
Tan Tuncağ (Portecho) ve Miray Kurtuluş'un çocuğu olan Mira görünen o ki Türkiye'de kaliteli müzik yapanların akıbetine uğrayacak ve bilinmeyecek. Fakat önemli olan o değil, önemli olan böyle birşeyin de yapılmış olması, değil mi?

http://www.myspace.com/mirawonderstar

Miray'ın o büyülü ve sakin sesinde kaybolmak için iki dakika sessizlik lütfen...

Google Araması Cevaplandırma Servisi Kanıt

Resmin üstüne tıklayın büyütün görün kanıtı. Hani olur da kimileri pek inandırıcı bulmaz ya :)

Google Araması Cevaplandırma Servisi: salak oldu

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun.
Google Araması Cevaplandırma Servisi: salak oldu

Buna ne demeli? Google'dan "salak oldu" diye bir kelime aratan kişiye ne diyebilirim ki? Diyebilecek olanlar beri gelsin!!!



Seni Seviyorum..Herşeye Rağmen




Ben seni aslında ne çok seviyorum

Bana böylesi fırsatlar verdiğin için

İçimi böylesi doldurduğun için

İstanbulum..



Google Araması Cevaplandırma Servisi: ladin'in @yahoo.com

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın
ya da esef duyun.
Google Araması Cevaplandırma Servisi: ladin'in @yahoo.com

Yavrum benim, sen ne zekisin yahu? Adamın yahoo adresi belki vardır belki yoktur. Gmail kullanmayacağı ne malum?
Ayrıca herhangi bir email hesabı olsa da zannediyor musun ki osamabinladen@bişeyler.com olacağını?

Güldürdün beni valla, Allah da seni güldürsün

Google Araması Cevaplama Servisi: Ville Valo nerde yaşıyor?

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun.
Google Araması Cevaplama Servisi: Ville Valo nerde yaşıyor?

Ville Valo, ki kendisi özellikle genç kızların sevgilisi olur, H.I.M. grubunun vokalisti olmakla beraber, pek çok süper müzisyen / grubun çıktığı Finlandiya'da yaşamaktadır.

Yaşadığı yer Helsinki olup eski bir kuleyi seçmiştir kendine



Google Araması Cevaplama Servisi: Serj Tankian Türkmü?

Bu seri, siteme kimin hangi keyword ile geldiğini görmemden kaynaklıdır, kçtan uydurma asla değildir. Lütfen iyi okuyun ve feyz alın ya da esef duyun.


Eveet, başlayalım

Arama Cevaplama Servisi: Serj Tankian Türkmü?

Öncelikle mi ayrı yazılır, bu bilelim... Bildik mi?

İkinci olarak da Lübnan Doğumlu bir Ermeni'dir. Tamam?
Zaten sakın unutmayın "-yan -iyan -yen" gibi isim sonları genelde Ermenilere aittir.

Yolgeçen