Koku



1.İnsanı rezilde vezirde edebilen salgı.Aynı şekilde insanı deli de mutlu da edebilen salgı.Algılamak için ihtiyaç duyulan organlar burun ve beyin oluyor.

2.Beş duyunun burundan içeri hava çekilerek duyumsananı.En güzeli ten kokusudur,hoşa giden ten kokusu diğer 4 duyuyu deli eder.Vahim bir durum yaşanabilir.

3.Özellikle memeli hayvanların hayatlarını üstüne kurdukları duyu.Gözü kapalı olan ya da doğuştan kör tüm canlıların en temel algılama tipidir.

4.Geçmişte kalmış,içinizde heyecan patlamaları yaptıran anıların danışıklı deja vu'sudur koku.

5.Kimileri için tanımlayabilmenin,hatırlayabilmenin veya yeni anlam verebilmenin ön koşuludur.

(sözlük.sourtimes.org'tan alıntıdır.)

En azından bizim kültürümüzde (diğerlerini bilmiyoruım) diğerinin kokusundan (dedikodu dışında) bahsetmek tabudur! (=adı konulmamış bir yasak mevcuttur sanki)

Kimi koku tipleri (mesela ayak) fazla tabu özelliği taşımasa da, kimileri (mesela ağız, koltukaltı) adeta tabu gibidir ve temiz kafayla kolay kolay yansıtılmaz orası burası kokana.

Benim ağzım deli kokuyorsa karşımdaki en fazla yüzünü buruşturup geri adım atar fakat direkt demez "oha ağzın hayvan gibi kokuyo olm".

Nedendir acep??

Flaş!

FLAŞ FLAŞ FLAŞ

İBB ile Matt Groening anlaştı, ünlü karikatürist "Yıllardır Simpsıns yaptım durdum. Hep Bart Bırt bir yere kadar. Futurama da malum fani. Artık sadece öbür dünyayı düşünen ilahi organizasyonların yararına esin vermeye hazırım" dedi.









Can Atilla - Aşk-ı Hürrem

video

Elime güzel bir ablam vasıtasıyla geçen bu şarkı dönüm noktam oldu

(alıntı)
1969 ankara doğumlu olan can atilla , h.ü.ankara devlet konservatuarı yüksek lisans, yaylı sazlar bölümü mezunu.

2 sezon boyunca cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasında görev alan can atilla,türkiye’de new age müziğin uluslar arası platformdaki öncü temsilcisi.

1990 yılından bu yana profesyonel olarak beste çalışmaları yapan müzisyen birçok tv dizisini ( şaşıfelek çıkmazı, ferhunde hanımlar, bizim evin halleri, vasiyet, vb.), birçok tiyatro oyununu ( kuvayı milliye destanı, gayri resmi hürrem, süleyman ve öbürsüler, yer demir gök bakır), belgeselleri ( atatürk, tanrıların tahtı nemrut, kuruluştan kurtuluşa fenerbahçe…) ve sinema filmlerini ( sır çocukları, bir erkeğin anatomisi, kuruluş-osmancık) müziklendirdi.

1992 yılında hazırladığı ilk albümü “bilinçaltı”nın yayınlandığı günden bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında ( hollanda, ingiltere, almanya, fransa, polonya, rusya, amerika, norveç, kanada) yayınlanan toplam 11 albüme imza attı..

sanatçı özgün çalışmalarıyla ,
1998 avni dilligil tiyatro ödülü,
2002 yılında sanat kurumu yılın sanatçısı ödülü,
2004 afife jale ödülü,2004 tiyatro ödülü,
almanyada schwingungen elections / dünya 2.liği ödülü ‘ne layık görüldü.
(alıntı)

“Gotik: Neydi, ne oldu, nereye doğru gidiyor?”

Bu yazıyı fistikyesili.com adresinde yayınladıktan sonra, sanırım artık kendi bloguma da ekleme zamanım geldi.

__________________________________________________________

JD:
Sebebi gerçekten bilemiyorum, biraz açar mısın lütfen? (eklektisizm üstüne)

Galantus:
Sebep benim için çok ortada aslında… Ama tam olarak seninle ilgili değil… Retrospektif diye yapılan işler… Garip garip geri dönüşler… Üretemeyişler… Yine de üretiyormuş gibi yapmalar… Retro bir sıkıntı… Retro bir dayatma… Her şeyin ille de “neo”su… Neo bi kasış aslında… Yeniye şüpheyle yaklaşma… Üstüne üstlük eklektisist bir yüceltme, alkışlama… Gerçek ve estetik dışı hatta anti dialektik oluşu bilme ama bilmezden gelme… Falan filan…

Senden şüphe duyduğum için değil… Ben de gotik severim… Ama gotiğin gotik olduğunu bilerek… Bunun retro bi sevimliliği varmış gibi yapmadan… Amaaan çok uzattım…

Yani seninle ilgili değil… Ama sordum işte yine de…

JD:
Sıkıntını anlıyorum.

Bizler, insanlar, tüm var oluşlarımızı aynı “yenilik şüphesi ve korkusu” ile geçirmedik mi? “Eski”nin sıcaklığına rahatlığına kendini bırakmak varken açık denizlere yelken açmak nedendi?

Dahası, salt şüphede kalmadı işler, harekete bile geçtik çoook sefer. Hareket diyordum, BANA karşı bile harekete geçildi çoğu ortamda, çoğu zamanda!

Ama bildiğimiz tarihi incelersen, o yelkenleri yakanlar değil, o yelkenleri açanlar hep iz bırakmış..Dünya tarihine bir bak, özellikle de bilim tarihine ve düşün; yenilikten “gerçekten” korksaydık teknolojinin aritmetik değil geometrik artışı diye bir şeyden söz edebilir miydik?

Neyse, bu bir tarafı işin.

“Gotiğin gotik olduğunu bilerek” kısmını da epey sevdim bilesin.

Çağımızı biliyorsun benim gibi, hayatlar bir “master-slave” ilişkisi içinde global manada. Onlar ne verirse kitle alıyor, onlar neyin sevilecek olduğunu söylerse kitle seviyor, neyi sevmeyin derse kitle sevmiyor, onlar için ne neyse kitle için de o…

Yani “freedom of choice” sloganı hikaye bir bakımda, anca senin benim ve azınlık bir kısmın tercihleri ve bildikleri özgür ve özgün. En azından “erişim alanlarımız ölçüsünde özgür ve özgün”.

Gotiği de “öyle ” bilmeni istiyorlar, sen de biliyorsun. Ama dahil olduğumuz “diğerleri” grubu “öyle” bilmeyi reddedip öncüllerinin açtığı yollardan yürüyor inatla, mesela gotiğin kökenini biliyor, hayatın diğer alanlarına tarihteki ve andaki yansımalarını iyi kötü biliyor - en azından bilmek istemiş- ve mesela gotikle beraber gidebilen “grotesk” hakkında da haberdar…

Bu da daha başka bir tarafıydı işin.

…diyerek başlayan bir fikir kıvılcımı bana bu yazıyı hazırlamaya itti; GOTİK

Gotik dedik bir kere, “grotesk”ten başlamak şarttır.grotesk1

Resimlerden de görebileceğimiz gibi, grotesk kavramı şeytani ve gülünç bir esinti taşıyor üstünde. Sanki güzel ve çirkin, iyi ve kötü aynı bedende. Neticede “gotik” derken “grotesk” kavramından bahsetmemek imkansızdır. Nasıl gotik atmosfer, özellikle de mimaride, sıklıkla abartılı ve bu bağlamda ürkütücü öğeler taşıyorsa grotesk kavramı da aynı abartılılığı ve ürkütücülüğü içerir.

grotesk2Şu anda bunları okuyan ve resimleri gören sen, ben, sizler ve diğerleri ürkmese de, 1200’lü yılların en basit eğitimden bile mahrum bırakılmış Avrupasını düşürseniz, hak vereceksiniz.

Şimdi, “gotik” kavramına gelelim.

Bu kavram aslında evet, çoğumuzun aklına ilk gelenlerden, Got’lardan türüyor.

gotik1Zamanla çeşitli Kuzey Avrupa ve Germen dillerinde evrim geçire geçire ilk önce Doğu Germenya’da yaşayan bir kavmin, Gotların dili oluyor sonra da Kırım Gotlarının dili olarak görüyoruz bu gotik kavramını.

Ardından da Orta Çağ’ın sonlarına doğru Gotik Sanat adı altında az sonra kısaca bahsedeceğim tarz oluşuyor. Daha doğrusu oluşturuluyor zira o zamanlarda sanat kilise tekelinde ve dini konular işleniyor. Bununla beraber de halkın “cahil” ve kolayca korkutulabilir olduğu gerçeğini de eklerseniz, özellikle de mimaride oldukça fazla eser ortaya konuyor bu gotik tarzda.

gotik2Tüm detaylar huşu oluşturmaya yönelik, “tanrının yüceliğine atıf”
Dışarıdan bakınca “vay anasını” dedirten sivri kuleler ve pencereleri duvarların her bir tarafında işlemeler.

İçlerine girince de, insan yaklaşık 40 - 50 metre yükseklikte bir tavanla karşılaşınca boğuluyor, kendinin ufacık olduğunu tekrar fark ediyor.

domkatedraliSoldaki resim Almanya Köln’de bulunan Dom Katedralinin içinden bir görüntü. O katedral’in kulesi 120 küsür metre, 100. metreye kadar çıkabiliyorsunuz.

Düşünün, o zamanların insanının görebileceği en yüksek bina iki katlı taştan eserlerken, köylüye, “basit” adama gidip yukardaki gibi binalar gösterince ister istemez bir “biat etme” oluşturuyorsunuz.

Buraya kadar mimari kısmıydı. Daha sonra da 18.yy’dan itibaren bir kere daha sanata bulaşıyor gotik ve özellikle edebiyatta kendine yer buluyor. Bkz. Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft (bu nistepen daha yeni) v.d.

Ardından müziğe de giriyor hem o zamanlarda hem de bir alt kültür oluşturabileceği yakın geçmişte. Modern müzikte gotik konusunu hiç anlatmıyorum, ilk temsilcileri Sisters of Mercy, The Cure, Siouxsie and the Banshees’dir diyeyim size yetsin. Ama daha sonra Evanescence gibi garabetlerle yazımın taaa başında alıntıladığım duruma dönüyor işler ve yazarın, JD’nin midesi bulanmaya başlıyor…


DİPNOT:


Freedom of Choice (Seçim Özgürlüğü, tercih manasında) hem A Perfect Circle grubunun Emotive albümün sert şakılarından biridir ve unutulmazdır hem de Metallica’nın And Justice For All (Ve Hepimiz için Adalet) albümündeki Eye of the Beholder şarkısında işlenen temadır;

do you see what i see?
truth is an offence
you silence for your confidence
do you hear what i hear?
doors are slamming shut
limit your imagination, keep you where they must

(gördüğümü görüyor musun, gerçekler bir saldırı, sessizliğin güvenin. Duyduğumu duyuyor musun? Kapılar kapanıyor, hayal gücüne set, olman gereken yerde tutuyor)

…diye başlayan şarkı,

independence limited (bağımsızlık kısıtlı)
freedom of choice (seçim özgürlüğü)
choice is made for you my friend (seçim senin için yapıldı arkadaşım)
freedom of speech (konuşma özgürlüğü)
speech is words that they will bend (lafların onların büktükleri)
freedom with their exceptions (istisnalarıyla bir özgürlük)

Yolgeçen