Sayfalar

The Old-New Dilemma



"Yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun
Yeni yıl yeni yıl yeni.. " Öhöm.
Hoşgeldin.
Gördüğün gibi ben de tam bir kutlamanın ortasındaydım. O yüzden fazla vaktini almayacağım.

Yine o meşhur gün geldi. Hani çocukluğumuzda eski yılı yaşlı ve beli bükük sakallı bir amcaya benzetip de yeni yılı ufacık bi bebeğe benzetirlerdi ya. Artık onu yapmıyorlar sanırım o kadar fazla. Ya da ben çocuk kitapları ve dergileri okumayı bıraktım. Neyse konuyu değiştirmeyelim. Yeni yıl.

Bugün saat 00.00 dan itibaren 2008 demeye alışsan iyi olur. Zira sana bomboş kocaman bir yıl sunulmuş olucak ve yine nasıl istersen öyle dolduracaksın. Ve seneye bu günlerde yani 2009 a saatler kala gözünün önünden akıcak bütün o yaptıkların ya da yapmadıkların. Ha sen zaten bunu biliyorsun, ama bazen insan böle şeyleri başkasından da duymak ister ki somut olarak ne yapacağını ya da yapmayacağını daha iyi gözden geçirsin.

Belki evde oturuyorsundur belki de dışardasındır. Göremiyorum ve dolayısıyla bilemiyorum, ama her ne yapıyorsan yap, kendince eğlenmeyi bil. Bugün geçiş günü. Sadece eğlen. Nasıl eğlenebiliyorsan öyle. Ben de kutlamama devam edeyim artık.

İyi seneler insanoğlu, her nerdeysen.
2008 kutlu olsun. Ve sağlıklı. Ve mutlu.
Ne doyumsuzmuşum ben de.


"...yıl sizlere kutlu olsuuuuğn"

p.s: sevgili arkadaşım J.D. başta olmak üzere, bol sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum hepinize.

Trans-Siberian Orchestra


"Gulag Takım Adaları" romanında sık sık bahsedilir Sibiryadan. Bunu sevdim.
İlk önce bariz bir Rus çağrışımı yaptılar bana. Bunu sevdim.
İkinci önce klasik müzik ile metali birleştirdiklerini fark ettim. Bunu da sevdim.
Üçüncü önce de Metallica ile Bethoven'ın 5. senfonisi coverlarını dinledim. Bunu da sevdim.
Dördüncü önce de oldukça enteresan şarkılarını dinledim, keyifliydi. Bunu da sevdim.


- Sevgi kuşu JD yazdı



Serj...Serj Tankian



Benimle aynı kuşaktan olanlar bilecektir, bir zamanlar fırtına vardı. Pek çok yerde çalardı rock barlar dahil. Kafalar dikiliverirdi havaya “Sayko, koki, draggi, kreyzi” diye başladığı anda!

Bildiniz, System of a Down’dan bahsediyorum. Hani o kökeni müthiş tartışmalar yaratan adamlar. Ama rock barlarda ya da PC’lerin başında milleti uçuran şarkıları çalan adamlar.

Tabii yıllar geçti üstünden. Bizler de büyüdük onlar da. Bizler de geliştik onlar da.
En sonunda da müzik grupları açısından beklendik olan oldu ve vokalist gruptan ayrıldı(?).

Geçmişe ve günümüze bakılırsa görülür ki bu her seferinde tutmaz. Misal Cranberries solisti Dolores. Tek başına ne kadar manalı olur? Ya da Nighwish vokalisti Tarja isimli taştan mamül hatuna sahip olmayan Nighwish? Veya Guano Apes’ten kopan Sandra Nanic??

Bu sefer bambaşka bir durum var ortada. Serj Tankian var, S.oD’ın vokali olan eleman! O yanık sesli adam. Bu da solo albümü ama geniş de bir katkı listesi var. Guns ‘N Roses bateristi Bryan “Brain” Mantia mı derseniz opera şarkıcısı Ani Maldjian mı yoksa “Buckethead” adındaki kayışı kopartmış adamın kankası Dan Monti mi?

Hatta abartılmış, her parçaya bir de klip çekilmiş, iyi de olmuş kanımca. Özellikle “Lie Lie Lie” isimli romantik(!) parçanın youtube’daki HQ versiyonu (orjinal olan odur, diğerleri çakmadır)

Son bir haftadır nerdeyse sürekli dinlediğim bu albüm, “Elect the Dead”, “rock severim” diyenlerin dinlemesi gereken bir albümdür. Bunu bilir bunu söylerim. Ve az buçuk da değişiklik arıyorsanız, klasik “bateri+bas gitar+iki elektro gitar” düzeninden sıkıldıysanız sakın durmayın edinin de derim!

Devam etmek isteyenleri şöyle “http://www.myspace.com/serjtankian” alalım.

Efes’tan başka bira, Karga’dan başka kuş tanımayan adam JD

Victimized



Hiç iyi geçmeyen bayramların, her sene bu kadar çabuk gelmesi ne kadar garip. Normalde zaman geçmez oysa..Tabii benim için bu böyle..
Yine de yaşlandığını anlayabiliyor insan son derece somut bir şekilde. Hayat...Garip.. Çok ayağa düşen bi oluşum olmakla beraber, genel adı işte.. Hayat.. Oysa bu yaşadığımız daha komplike olmalı 4 değişik harften oluşan bir kelime olmaktan ziyade.

Bayram..

Oh, whatever...

JD: Ulan şükret bea! Bak aha yukardakine :)

My Life

Always took the longest way with no one by my side...
But I did anyway, I always did outcome no matter how painful the way is.

Is Bliss

yağmur altında soğuk etrafında geçiyor hayatım şu anda bi çıkış göremeden bir yol bilemeden deneyemeden yürüyemeden kafamı bile kaldıramadan ama denesem yürüsem kaldırsam ne değişir hayatımda diye sorgulamadan da bazen düşünüyorum ama ne olacak diye ne olacak geleceğim diye ancak o anda aklıma geliyor düşünmenin manasızlığı hmm en azından "fazla" düşünmenin manasızlığı hey hem bunu daha önce gören ben değil miydim zaten fazla düşüne düşüne kayışı kopartan ve kopan kayışın çarptığı yerde bir hastalık doğurtan a evet bu durumda görülüyor ki düşünmemezliğe mutlak surette devam etmek durumundayım nasıl cehalet mutluluksa cehalete hizmet eden yollar da eşit mutluluk barındırır bunu unutmamak lazım

Bilinciniz konuşuyor.



"Suçlu sensin. Her zaman öyleydin. Dünyaya geldikten sonra suçlayabileceğin tek kişi vardı zaten. Sen de bunu kullandın.
Senin yüzünden dünyaya geldin, senin yüzünden ağladın ilk defa, senin yüzünden düştüğünde dizin kanadı, senin yüzünden burnun kanadı, senin yüzünden o gün o kadar eğlendin. Hepsi senin yüzünden...
Şimdiyse büyüdün, yine senin yüzünden, ve kaldıramadın bu yükü ve Tanrı denen ve yaratıcı diye bildiğimiz varlığı suçlamaya başladın. Tamam belki dünyaya gelmende O'nun biraz payı olabilir, ama diğer herşey senin yüzünden.
İlk kez aşık olduğunda gurur yapman, o aradığında telefonu açmaman, aldatıldığında deli gibi acı çektiğinden aynı acıyı yaşatmak için aldatman, iş bulman ya da bulamaman, ölümden dönmen ya da dönememen.. Hepsi senin yüzünden. "

İnsan güçlü bir varlık. Ne olursa olsun kendimizi suçluyoruz ya bazen. Bir düşünün şimdi, doğduğumuzdan beri o kadar çok şey gelmiş ki başımıza ve biz o kadar çok kendimizi suçlamışız ki, taşlaşmış sabreden yerlerimiz. Ve farkında bile değiliz aslında hala ne kadar çok şeye dayandığımızın.
Hala nefes alıyorsanız, bilin ki bir sebebi var.

Geçemiyorum. Çekilir misin?



C: Geçmiş size kendini hatırlattığında yapılacak en güzel şey, üzerine gitmek sanırım. Hani derler ya birşeyden korkuyorsan, o korkunun üzerine git. Bu da onun gibi birşey. Arkanızı dönüp kaçmadan, yüzleşmek gerekiyor.
Çünkü kaçmaya çalıştığınızda, düşüyorsunuz ve bu daha çok can yakıyor.
İnsanlar olarak, herşeyin üstesinden gelebiliriz değil mi?


JD: Zaman zaman baştan kaybettiğimiz savaşlara başlasak da, çabalamanın şanı bizde kalsın diye devam ederiz uğraşmaya.
Bilmem, rica mı etmeli yel değirmenlerine çekilsinler diye?

Yolgeçen